Feeds:
Posts
Comments

Archive for March, 2011

Diego

What the fuck is wrong with you? Are you fucking retarded?

Her sabah her sabah lanet çığlıklarla yabancı bir ülkede uyanmanın pisliği; kendin istedin. Her şey farklı ve uzak olsun senin ülkenden, insanlarından. Uzaklarda bir yerde olmanın en kötü taraflarından biri işte bu; insan normal konuşulanları, sakin diyalogları yabancı bir dilde dinlemeye alışıyor da kahkahalar arasındaki sözcükleri ya da kavgaya sıkışan küfürleri kendi dilinde duymak istiyor. Yazarın kabusu basmayan tuşlar, eksik çıkan harfler. Kim dönmek ister bir kez olsun yazılandan geriye; pişman olanlar belki ya da yanlış yazıldığını düşünenler. Her kelimede günah çıkarıyorken yanlış yazıldıysa da böyle olması gerekiyordu oldu diyen ben doğal olarak istemem ucuz dizüstü denen aletleri. Tükenmez bir kalem ve elimin terini emen bir kağıt yeter bana.

Read Full Post »

Doğum gününü bilmeyen kız.

Susamış biraz bilmeyen kız; küçük odasında pek eşyası yokmuş. Ufak bir yatak, bir iki elbise, iki tane askı, biraz dikiş malzemesi ve annesinden kalmış eski bir eşarp. Bunların dışında bir iki şey daha varmış ama bazıları eksik, bazıları kırık, bazılarıysa ne olduklarını kendileri bile bilmezmiş. Çok fazla bilmezmiş bilmeyen kız; bilmediklerini de pek sormazmış. Mesela babasını bilmezmiş; annesine sormazmış. Gerçi artık istese de soramazmış çünkü artık annesi de yokmuş. Merak edermiş etrafındaki insanlar; nasıl yaşarmış bu kız bu kadar az eşya ile bu kadar az insan ile ama bilmeyen kız dert etmezmiş; yaşarmış çünkü bir şekilde.

Basitliğini bilirmiş hayatın; yani iki elbisesi değil de bir elbisesi olsa yine yaşarmış ya da annesinden kalan eşarp hiç olmasa yine yaşarmış. Hayatın basitliğini bilirmiş ama karmaşıklığını bilmezmiş bilmeyen kız.

Bilmeyen kız doğum günlerini de bilmezmiş; bilmezmiş ama yaşarmış. Camın soğuk tarafından izlediği insanların neden mumları üflediğini bilmezmiş ama o buna kafa yormazmış çünkü bilirmiş mumların yenmediğini. Pasta ile güzel gidip gitmeyeceklerini; bunu merak etmiş bilmeyen kız; işte merak ettiği buymuş. Ama bunu da öğrenemeyecekmiş çünkü mumları pastadan çıkarmadan önce izlediği yerden kovalamış onu uzun boylu zayıf önlük giyen bir adam. Adam orada çalışıyormuş ve hafiften korkutucu bir tipmiş. Bilmeyen kıza öyle gelmiş en azından.

Aslında o kadar korkunç değilmiş korkunç adam ama bir kere adı öyle kalmış işte hikayemizde nasıl bilmeyen kız bir şeyler öğrendiği halde ismi bilmeyen kız kaldıysa korkunç adamın ismi de öyle kalmış. Korkunç adam kızın izlediği yerde camın sıcak tarafında çalışırmış ama çok kazanmazmış. Bilmeyen kızı arada oralardan geçerken görürmüş ama doğum gününü bilmeyecek bir kız olduğunu hiç düşünmezmiş; düşünse eğer belki de kıza “hey bekle orada” diye bağırmazmış. Belkide bilmeyen kız mumların ne için olduğunu bilse o da elinde bir tabakla ona doğru yaklaşıp bağıran bu adamdan kaçmazmış.

Kız kaçmış.

Köşeyi dönecek kadar uzağa kaçamamış; belki o kadar kaçabilseydi ona doğru gelen arabadan da kaçabilirmiş ama kaçamamış.

Doğum gününü bilmeyen kız susamış; odasında bir iki elbise, annesinden kalan bir eşarp ve iki askı varmış. Gözleri kapalıyken bunları görmüş. Küçük odasında ne kadar da az eşya varmış ve kimse yokmuş o odada. Korkunç adamın elindeki tabakta bir dilim pasta ve üzerinde yarısı yanmış bir mum varmış. Alevi titrermiş küçük kız odasını görüp ne kadar susadığını düşünürken.

Sonra bir rüzgar dönmüş kızın yattığı köşeden son defa titremiş yarısı yanmış mum ve sakince sönmüş.

-son-

Read Full Post »

Bir, iki, bir, bir ve üç … Lanet olsun hiç mantıklı değil yani kimin umurundaki sürekli tekrar etmesi bunu. Hemen evlerin kıyısında boğazımdan süzülen sıcak sıvı bir yere kaçmasın diye uğraşmakla bu kadar meşgul olmasam hayalarına bir tane patlatıp çenesini kapamasını söylerdim. Al işte yine; bir, bir ve üç neyi saydığı bile belli değil delinin. İşin kötü tarafı ölüyorum ve düşünmem gereken şeyler bunlar değil. Yani öbür tarafta beni neler bekliyor. Orası çok sıcak değildir. Hani düzgün bir hayat yaşadım; pişmanlığım yok ya da hayır ölmek için çok gencim falan filan ama benim gözümün önünden geçen öyle flaşların patladığı sahneler değil sanki susam sokağından fırlamış kocaman renkli rakamlar.

Tabiî ki canım hiç acımıyormuş; acı değil rahatlamaymış hissettiğiniz; hepsi yalan. Hayatımda hiç hissetmediğim kadar acıyor. Hatta sakin düşünecek durumda olsam nasıl bir acıya benzediğini bile tarif ederim. Tabii ki her yanı saran bir ışık geliyor; beni de sarıyor. Canınız cehenneme ne ışığı her taraf karanlık ve işte yine manyak herif bari işini tam yap sayıların sırası mı yani yanında durmadan debelenen biri ve sen demin boğazını kestiğin adama bakmıyorsun da parmaklarını tuta tuta neyi sayıyorsun? Bir, bir, iki, iki ve dört… Galiba o beşi bulamadan ben de ölmeyeceğim. Garip değil mi? Düşünürsünüz ki bir katil en azından çıkardığı işe bakar hani bilmiyorum ben birinin boğazını kesmiş olsaydım biraz olsun izlerdim. Sanırım bu kadar saygıyı hak ediyor olmalıyım yani sanki değersiz bir koyunmuşum gibi boğazımı kesti ve yeterince kan kaybetmem yeterli. O işin ona düşen kısmını yaptı. Neyse o kadar da önemli değil. Ölüyorum ve aslında bu dakikadan sonra saygı ya da sevgi beklemek pekte gerekli değil.

“Buldum altı” diyor; yemin ederim bu adamın neyi bulduğu hiç mi hiç önemli değil ama ondan daha fazla sevindiğimi rahatlıkla söyleyebilirim. Yanıma eğiliyor, “sen altısın” diyor ve o an neyi saydığını anlıyorum, gözlerinde görüyorum. Ben altıyım aslında beş olduğumu sanmıştım beşi bulduğunda öleceğimi sanmıştım ama öyle değilmiş; altıymışım.Peki şimdi ölmeyecek miyim? Yani beşten hiç söz etmedi öyleyse bir yanlışlık olmuş özür dileriz işte damarlarınızdan boşalmış kanınız kusura bakmayın siz altıymışsınız. Peki teşekkür ederim önemli değil ama lütfen daha dikkatli olun.

Böyle olsaydı güzel olurdu ama ne yazık ki ölüyorum ya da bir süredir zaten ölüyüm çünkü hayatındaki en mutlu deliği bulmuşçasına dışarıya fışkıran kan durmuş. Anlamış olmalı dışarısı sandığı kadar güzel değil. O kadar delice acele etmenize gerek yokmuş değil mi; sonuçta dışarısı size pek uygun değil.

Read Full Post »

Üç taş 01.

Üç taş bir anlığına havada asılı kaldı. Küçük kız bunu seyretmekten şimdiye kadar hiç sıkılmamıştı. Bir tanesi yakut rengindeydi ve bir yüzünde garip bir yazı diğer yüzde ufak bir kuşun resmi gibi bir şey vardı. Hiç tam olarak görememişti; ikinci taş ise gri benekli sıradan bir çakıl taşıydı ve hiçbir yüzünde herhangi bir sembol yoktu ya da basit bir çizik en az dikkat çeken oydu üç taşın içinde fakat sonuncu taş harikulade bir parçaydı. Küçük kız çok büyücü taşı görmüştü ama böyle derin siyah bir taş görmemişti. Ayrıca bu taşı diğerlerinden farklı kılan başka bir özelliği de vardı. Karşısındaki çocuk onu ne zaman havaya fırlatsa çok ufak bir ışık beliriyordu taşın etrafında. Son taşın her yüzü garip semboller ile doluydu. Kız bir iki sembolü tanıyordu; büyük büyücü ailelerinin armalarında göreceğiniz türden şeyler. Keskin kılıç, yüzen sal, hilal bulut, su çarkı benzeri normal işaretler.

Read Full Post »

Şimdilik…

Şimdilik kısa yazılarda, bu yazı şu an için uzun bir şeye dönüşeceğinden emin değilim.

Kısa bir hikaye yazalım hep birlikte tamam sizi kandırmaya gerek yok; ben yazacağım ama benim yazdıklarıma eklemek isteyeceğiniz her şey sizin hayal gücünüze kalmış. Güzel sarı saçları olan bir kızdan fazlasını söylemeyeceğim hikayemde. Siz de isterseniz o saçları eski günlerdeki sevdiğiniz insanlardan birinin saçlarına benzetin ister kelebek şeklinde ufak renkli taşlarla kaplı bir toka ile tutturun o saçları ya da kıyafeti ile tam bir tezat oluşturan pembe bir kurdele ile toplasın yanında saçlarını onlar size kalmış. Ben bu kızı koşturacağım, şimdilik sadece koşuyor. Nasıl bir tempo ile koştuğu, nefes nefese mi kaldığı yoksa öfke ile her şeye karşı sinirlenmiş bir salınışla, gerisinde havada parıldayan gözyaşları bırakarak mı koştuğuna siz karar verin. Bunlar sizin yazacağınız kısımlar olsun ben sadece sarı saçları olan ve koşan bir kızdan bahsediyorum. Nereye koşuyor peki? Yok o kadar değil yani nereye koştuğunu da siz söyleyecekseniz oturun kendi hikayenizi yazın. Karar verdiniz mi saçların şekline, boyuna? Kısa mı olsun; kısa ve dalgalı yüz hatlarını vurgulayan açık sarı renk saçlar peki sizin kararınız, karışmıyorum. Ağlamıyor mu ama bana ağlıyormuş gibi gelmişti yanımdan geçerken. Peki ağlamıyormuş, sizin açınız daha iyi olmalı ben tam görememiş olabilirim.

Read Full Post »

Hadi yazalım.

Öncelikle ilk yazı merhaba demek için filan değil. Adetlere uymak istemiyorum. Farz edin bu yazı elveda yazısı. Olurda bir gün sıkılır; bırakırsam yazmayı bu yazı onun içindir. Öyle çok imla kurallarına uyan noktaya, virgüle fazla takılan biri değilim. Ben de insanım, kolayına sık sık kaçarım. Doğru mu yazdım, yerinde mi kullandım, yanlış mı biliyorum diye fazla düşünmemeyi planlıyorum. Çok rahatsız olduğunuz bir şey olursa bildirirsiniz; gerekli görülürse ilgilenirim.

Teşekkürler.

Read Full Post »