Feeds:
Posts
Comments

Archive for November, 2011

Pencere kenarı

Tozlu bir pencerenin kenarı, oturdum sandalyeye; bakıyorum beşinci kattan aşağıya. Ne kadar uyuduğuma şaşıyorum, neredeyse güneş batacak. Bir şeyleri unutmak istercesine uyumak bu mu? Deseler neden böyle yapıyorsun, sebebi ne? Bilmiyorum.

Aklıma annem babam geliyor, gece beni aramışlar, biraz önce onlarla konuştum. Dedem hastaymış, akşam yemeğini ağır kaçırmış. Annem bir yandan benimle konuşuyor bir yandan dedemin sırtını ovuyormuş. Babam demiş ki “ne yapıyor orada, o telefonu ne için aldı? Oraya gelirsem o telefonunu kırarım. Haytalığı serseriliği benimsemesin“ sinirliymiş. Galiba beni özledi.

Tozlu pencere kenarı, düşünüyorum; bu öğrenci evleri ne kadar pis oluyor? Evde gelen giden sayısı hiç az değil ama sanki herkes bu evde çok yalnız; bunu da biraz düşünüyorum. Masamda ufak bir küllük sebebini bilmiyorum ama ufak olması pisliğini azaltıyor nedense. Üç çakmak, biri ufak hani iki üç kere yaktıktan sonra gazı bitip atacaklarınızdan; herkes bu çakmaklar için böyle düşünür ama genellikle gazı bitmeden taşı bozulur. Sonuçta yine atmak zorunda kalırsınız ama beklediğinizden erkendir. Diğer ikisi resimsiz, düz, tek renk, hafif şeffaf olanlardan. Ruhsuzlar sanki basit insanlara benziyorlar. Tek işleri var o da yakmak, yanmak ya da yaşamak. İki eski anahtar, evin yeni anahtarlarını taktım anahtarlığa. Bu anahtarlar artık özgürler. Ne açacakları bir kapı ne de bağlı olacakları bir anahtarlık var. Yakında atarım diyorum ama kıyamıyorum sanki bana kaybettiğim bir iki duyguyu anımsatacaklar onun için tam önümde duruyorlar. Ufak olan anahtar diğerinin hafif üstünde duruyor ve ufak olan daha parlak. Ömürleri boyunca aynı anahtarlıkta sanki iki sevgili gibi. Dayanamıyorum onlara bakmaya ama kıyamıyorum da en iyisi onları bir kutuya kaldırmak gözümden uzak bir yere yine aynı şekilde ufak olan diğerinin üzerinde.

Read Full Post »

29 ekim- 26 kasım 11

Döndüm günlük, kusura bakma. İnsan hayatından ilk önce eğlendiği şeyleri çıkarıyor acil bir durumla karşılaştığında. Bir süredir aslında pek önemi olmayan bazı kağıtların peşinden koştum. Yani tabiki birileri için önemli kağıtlardır onlar ama benim için değil. Ben kağıtların hepsini topladığımda elde edeceğim daha kalın bir kağıt için koşturuyorum. Onun için seni unuttum, yokmuşsun gibi yaptım hatta kendime ihanet ederek yazacağım şeyleri, yazmak isteyeceğim şeyleri, yazmam gereken şeyleri unuttum, akımdan uzaklaştırdım. Döndüm sonunda. Bırak böyle bir aradan sonra insanın yazacağı (söyleyeceği) çok şey olmalı diye düşünüyorsun ama tek düşünce kıpardamıyor.

Genç bir kızın görüntüsü geliyor gözlerime, çok uzun boylu değil; kırmızı bir hırkası var. Kollarında pasaklı bir çantanın askıları, kafasında herşeyle tezat oluşturacak kahverenginde bir bere; yaşlı sarı bıyıkları olan bir amcanın giyeceği türden bir şey; altında sertleşmiş bir kot, eski bir model kalça ve bacaklarına vurgu yapmayan bir kesimi var. Nefesi sigara dumanı gibi sabah serinliğinde asılı kalıyor ve dağılıyor. Etrafa bakınıyor. Düşünceleri buraya yabancı, bu mahalleye, bu semte yeni ayak basmış gibi herşeyi ilk kez görüyor gibi bakıyor etrafa. Gözleri ilginç bir şey aramıyor ama kafası asla sabit durmayacak belli. Son durağında duran minibüse bakıyor camları kapalı minibüste sigara yasağını delen hafif göbekli bir genç oturuyor. Etrafta başka kimse yok, çare yok, ona soracak belli. Kız kaldırımdan yaklaşmıyor minibüse, olmayan trafiğin verdiği güvenle yol tarafından yaklaşıyor minibüse. Şöferin yanlış anlamasına izin vermeyecek şekilde kapalı cama sorusunu soruyor. Dışarı çıkan sıcak nefes ve sigara dumanı, kızın nefesinden daha fazla asılı kalıyor oralarda. Kız öksürmüyor, alışık olmalı. Belli yol soruyor, kızın sözlü olarak aldığı tüm cevapları şöförün vücüt dili bana da veriyor. Sahile gitmek istiyor. Sahneyi kendi haline bırakıyrum ayağıma giyecek çorabı bir iki saniye içinde bulursam kızı yakalayabilirim, sahile gitmek istiyorum. Ayaklarımda birbirinin eşi olmayan ama en azından renkleri tutan çoraplar geçiriyorum, üşüyeceğimi bildiğim halde ince bir şeyi sırtıma geçirip merdivenlerden düşer hızla iniyorum.Kızıl hırka yirmi otuz metre önümde sahile gidiyoruz.

Read Full Post »

Genellikle 01

Beni genellikle bir şeylerin nasıl oradan çıktığı değil de nasıl oraya girdiği ilgilendirir. Çıkarmak benim işim değildir. Aslında sokmakta benim işim değil. Ben sadece riskleri hesaplarım. Aptal değildim, asla aptal olduğumu düşünmeyin.

İşimi seviyor muyum? Hayır, kesinlikle sevmiyorum ama benim için uygun bir yer. İnsanların pisliklerini temizlemek, karanlık yeraltında sürünmek; pis kokular ama gerçekten pis kokular. Dünya savaşlarından beri kullanılmayan boş sığınaklar; kötü insanların kullandığı, içlerinde ne olduğunu duymak istemeyeceğiniz dolu sığınaklar. Hangi amaçlar için ne gibi fikirlerle inşa edildiği belli olmayan odalar, sızdıran borular. Yukarıdaki şişman ve hiç doymayan şehrin tam kıçının altındayım. Benden başka kimsenin girmek istemeyeceği deliklere girdim çünkü bazen birinin girmesi gerekir. Kabul çok hoş bir iş değil ama ufak mafyanın yarısı beni ararken para biriktirmek için uygun bir yer. “Hey merhaba çocuklar durun bir dinleyin, işte paranız. Evet kuruşu kuruşuna; barıştık değil mi yani tamam zamanında ödemedim ama işte paranız, beni vurmanıza gerek yok. Hem işinize yarayacak şeyler biliyorum” diye geri dönebilirdim. İlk başlarda böyle düşünüyordum. Biraz saklanırım, paramı biriktiririm ve sonra bu delikten çıkıp giderim. Daha düzgün bir iş hatta belki kız arkadaş bile bulurum daha öncekiler gibi beni ilk ayda terk etmezse evlenebiliriz bile. Belki güzel bir kızımız olur sonra sonrasını düşünmemiştim.

Sonra bir gün iki adam geldi, gecenin bir yarısı eğer belediye başkanının klozeti tıkanmadıysa beni bu saatte kim arardı? İşte beni bulmuşlardı. Yanlarında misk kokulu Franky ile birlikte iki kişi daha, en önde duranı hemen tanımıştım. Sol kolumu kırmıştı. Noktalama işaretleri yerine bir şeyleri kıran türden biriydi. Neyse ki benimle fazla konuşmasına gerektirecek kadar borcum yoktu. Sağ kulağımdaki küpeyi kopardığında konuşmamız bitmişti.

Hiç tepki vermemek bazen iyidir bazense çok yanlış ve kaba bir harekettir. Franky yanıma geldi. Arkasındaki beyefendilere eski metronun altındaki odaları göstermemi istiyordu. Patron oydu, hem adamlar pek benim için oradaymış gibi durmuyorlardı yani beni tanımamış olmalıydılar. Tabiî ki bu düşünce küpemi alan arkadaşın sırtında taşıdığı bir daha yürümeye niyeti olmayan baygın arkadaşı gördükten sonra yeşermişti. Bacaklarımda hafif bir hisle yolu gösterdim. Franky bizimle birlikte gelmedi. Adamlar için ben yeterliydim. Misk kokulu Franky için pis bir iş. Adi herif annemin amcası olur. Büyük mafya babası Pellusi’ nin içki arkadaşı olmakla övünen bu adam nasıl olduysa yıllar önce şehrin tüm temizlik şirketlerini eline geçirmeyi başarmış.

Read Full Post »