Feeds:
Posts
Comments

Archive for March, 2012

Aman ne sandım, Tekirdağ’ ın üzümü salkım salkım. Gece geç olmuş, benim canımın çektiği şeye bak. Üzüm istiyorum. İri, kocaman kızıl üzümler üzerinde su damlacıkları. Hızlı hızlı yutacağım. Boğazımda kalacak kadar iri olanlarını çiğnemeden yutacağım. Çorabını giyip kırmızı hırkanın peşinden sahile inen bir insan vardı aklımda. Onun hikayesini biraz anlatmıştım, devam edeyim istiyorum. Bundan sonrası kurgudur. Gerçeklikle çakıştığı noktalar vardır ama üst üste binmez. Çoğu zaman sevmiyorum karakterlerin özelliklerini vurgulamayı ama başka bir hikayede de olan karakterler gibi genellikle aynı cinsiyetteler, zor olmalarını seviyorum ilişkilerin. Tam olarak doğru değil bu söylediklerim. Karşı konulabilecek düşünceler ama şöyle anlatayım. Karşı cinsiyetin ilişkilerini canlandırmak yeterince çırpındırtmıyor beni. Uğraşmak, sıkıntı yaşamak istiyorum karakterlerin sahnelerini hayal ederken. Bu açıklamayı aslında hiç yapmamam gerekiyordu belki ama bu konuda ben de pek düşünmemiştim. Bunu neden yapıyorum sorusunun cevabını kendime vermem gerekiyordu. Sebep doğurtmak, sonuçtan önemli şu anda. Çoğu insanın bunu kaçırdığını düşünmüşümdür hep; doğmak ölmekten daha karmaşık bana göre. Aslında insanların asıl cevap aradığı soru neden doğdum, ne işim var bu dünya da sorusu. Ne zaman, niçin, nasıl öleceğim sorusu zaman kavramının yarattığı korkudan ibaret. Bunları düşününce aslında insanlar benim istediğim soruya, sebebe önem veriyormuş gibi gözüktü. Yargıladım yine ben üzerinde fazlaca düşünmeden herkesi değil mi? Neyse önemi varsa da özür dilerim.

Kızıl hırka sallandı hafif rüzgar ve uzaktan ince gözüken kalçaların eteğinde. Tempolu yürüyüş şimdilik üşümem gerektiği hissini biraz uzaklaştırmış gibi. Sahile vardık, boş. Mesafemi kapattım. Belli fazla sahneden uzağım oraya yakışmıyorum. Fantezimde kızıl hırka yavaş tempo bana dönüyor; tanımadığı çehrenin sorularını soruyor, inanılmaz ortak noktalarımızı keşfediyoruz. Bir kahve ve ondan sonrasını hayal edemiyorum.

Advertisements

Read Full Post »

Tansiyon yükselince

Gece geç olmuş ama akan kan damarların duvarlarına sıkılmadan saldırıyor. Bipleyen bir aletin ekranında “tansiyon yükselmiş” yazıyor. Çevrede birkaç ses onaylıyor “tansiyon yükselmiş”. Takip eden saniyelerde sorun bulunduğu için çözümde geliyor; limonlu su geliyor. Daralmış damarlarımda durmak istemeyen o kırmızı sıvı sadece biraz aroma istermiş, hepsi bu. Düzeliyorum; oturmamı söylediler ki biraz internette dolaşarak edindiğim bilgilere göre doğru işlem buymuş. Yükselirse otur, düşerse uzan; amaç beyni korumak. Yıllardır düşünmediğim şeyleri ilk ayazı tadan ağustos böceği tadında düşünmeye başlıyorum. Kilo veriyorum, sigarayı bırakıyorum, spor yapıyorum, hayata pozitif bakıp yaşam şeklimi değiştiriyorum. Bunları yapmadan ölmüyorum, bunları yaparsam zaten hiç ölmüyorum. Biraz duruyorum etraftaki sesler susmuş. Ayaz çıkmış, üşümüşüm. Ürperiyorum, “Azrail dokundu” diyor beynim. Kışı seviyorum.

Read Full Post »

Kaldığımız Yerden

Ayıp, yaptığıma söylenecek şey budur. Tembellik sebebi, sonucu ise ayıp. Önemli mi? Değil, buraya yazarken kimseyi bırak kendime karşı bir sorumluluğum olmadığına karar vermiştim. Ayıp olan kısım, hiç yazmamış olmam. Kağıttan, kalemden uzak durmuş olmak, sorun olan kısım bu. Düzen istiyorum ama olmuyor. Hayat süpürgesini eline almış önüne kata kata süpürecek beni bir köşeye. Sağlık sorunları, eğitim sorunları, ekonomik sorunlar filan, bana bildiğin düzgün bir hükümet lazım. Onu yaratacak düşünce birliğine de sahip değilim; neyse öyle işte. Bacağım çok sızlıyor, valla düşüncelerimi toplayamıyorum. Neyse ben kaçayım oturamıyorum, durduğum yerde. Bir anlık kafamı çıkardım nefesimi aldım şimdi yine karanlıklara batıyorum derinlere, hareketsiz soğuklara; devam ederiz bir ara kaldığımız yerden.

Read Full Post »