Feeds:
Posts
Comments

Archive for June, 2013

Devam ederim demiştim,” bir önceki yazıdan kopyala yapıştır sonra cümleleri düzelt ve devamını yaz” sistemi ile bitiriyorum.

Yine aynı kasaba, aynı insanlar, aynı paslı sokaklar, aynı tozlu binalar. Her şey aynı. Dağlar her yeri çevirdi. Çıkış yok buradan. Buradan sonrası da yok bu dağların ardı yok. Okuldan dönüyorum. Ev uzak değil ama yolu kısaltmak niyetim. Kestirmeden, özel araziden geçiyorum. Büyük eski bir bahçe, ölü-  içi çürüyen bitki artıkları ile dolu bir süs havuzu. Havuzun önünde Fransa dan gelen eski bir bina ama sıvaları ya döküldü ya da buraya hiç gelmedi. Bu kadar güzel taş bir binayı neden sıva ile kaplar ki insanlar. Zevksiz bir iki sahibin elinden geçmiş artık yalnızlıktan ölüyor. Seni anlıyorum. Çoğu zaman dikkat etmem ama binanın üst katındaki pencerede iki siluet. Bina gibi ölüler. Gözlerim oyun oynuyor değil mi? Hayalet gördüğünü söyleyen herkes anlatır; ” kafamı çevirdiğimde orada değillerdi”. Demek ki bunlar ölü değil.Hala oradalar. Kaçtım tabiki. Ne şeytan çiçeğini kokladım diye iki klasik bitirdim diye çocuksu korkularım olmayacak mı? Ölene kadar cesur mu kalayım? Ben Don Kişot değilim. Eve geldim. Bir süre, belki de temelli yolu kısaltmayacağım. Ev aynı annem de. Babamı görmedim ama o da aynıdır. Ne değişir ki bu kasabada? Yemek yedim. Ne okuduğumu hatırlamıyorum. Ben o diğerleri gibi televizyon izleyip ertesi gün birbirine anlatacak çocuklardan değilim. Kitap okurum ve kimseye anlatmayacağım için unuturum. Kalktım; kahvaltı yok, gerekli değil. Annem yok. Nerede? Babam gitmiş. Aynıdır herhalde. Hep aynı.

Okula gidiyorum. Yolu kısaltmadım. Saate de bakmadım ama kimseler yok yolda, erken olmalı daha. Okulda da kimse yok. O kadar erken mi geldim? Sınıfa girdim. Sırama geçtim. Zil çaldı. Kimse yok. Okul tatil filan mı oldu? Benim niye haberim yok. Yarım saat bekledim. Emin olmak için öğretmenlerin odasına gittim. Okul tatilken niye öğretmen gelsin ki. Eve dönüyorum. Sokaklarda kimse yok. Karnım aç. Markete girdim. Kimse yok. Tamam artık korkutucu olmaya başladı. Rüya değil. Şaka evet sağlam bir şaka. Benim gibi biri için faza uğraşılmış bir şaka. Bir yerden beni izliyorlar. Düşündüğüm şeye güldüm. Sesli çok sesli güldüm. Bir iki atıştırmalık bir de kola aldım. Parasını biraz eksik olsa da tezgaha bıraktım. Şaka yaptığınızı sanıyorsunuz he; en çok ben eğleniyorum, rezil insanlar. Sahil kenarına gittim, denizi izledim, kumsala uzandım. Hala izliyor musunuz sizi reziller, o kadar komik değil değil mi? Beklediğiniz şeyleri yapmıyorum. Umrumda değil aptal şakanız. Eve döndüm. Annem yok, babam da. Zaten babam bu saatte evde olmaz. Ama annemin böyle bir şakaya katılması. Farklıyım diye beni seçtiniz değil mi? Annem bile öyle düşünüyor, tabiki beni seçeceksiniz. “Truman Show” un yalnız versiyonunu izlemek istiyorsunuz değil mi hastalıklı reziller. Öyle olsun sizin istediğiniz olsun. Acıktım. Kitaplıktan ince bir kitap aldım. Okumaya başladım. Sonra odama gittim. Duş aldım. Herhalde duşa da kamera koymamışlardır. Sıkılmadınız mı hala. Hadi ama anne dön artık. Dolapta yiyecek bir şey yok doğru düzgün. Uyudum. Tamam öyle olsun ben de uyurum, daha da uyudum. Sıkılana kadar yattım. Bisikletimi aldım ama binmedim. Hayaletleri görmeye gittim. Neden korkayım ki artık. Korkacak bir şey kalmadı. ok kısa sürede o fransız kaçağı villanın önündeydim. Burada kim oturmuştu ki? Yine pencerede siluetler. Kamera acaba baktığım yeri çekiyor mudur? Belki annem şimdi endişelenir. Buraya daha ufakken oynamaya gelirdim. Çocukların favori oynama alanıydı. Şu büyük yapı marketi inşa iznini almak için devasa bir oyun alanı yapana kadar tabiki. sonra çocuklar orada takılmaya ben de eski kitapçılarda oynamaya başladım. Yani villanın arka kapısını zorladığında açıldığını ya da sol sıradaki pencerelerden birinin yerinde olmadığını çocukluktan beri biliyorum. Arka kapıdan giriyorum. Pencere için fazla büyüdüm. Hemen üst kata çıktım. Siluetleri gördüğüm odaya yöneldim. Odanın kapısı yerinde duruyor olsa korku filmlerindeki gibi bir gerilim yaşayabilirdim ama kapıdan eser yok. Kafamı eşikten uzattım. İki tane yarım manken. Plastikten, terzi provalarında kullanılanlardan. Kötü bir şaka. Kim bunları buraya taşır ki. Kötü bir şaka için çok fazla uğraş. Ne bekledim ki kimse yokken belki bir iki hayaletin arkadaşlığı iyi olurdu. Pek itiraf etmek istemesem de villadan çok hızlı çıktım. Mankenlerin canlanmasını istemiyorum. Kimsenin olmadığı marketten bir sürü hazır yemek aburcubur aldım. Parasını tezgaha bıraktım. Dün bıraktıklarımın yanına, ama bu sefer biraz değil epey bir eksik bırakmış olmalıyım. Eve gittim bir şeyler yedim, tekrar duş aldım, televizyonu olan bir eve mi gitmeliyim. Evet televizyonda insanlar vardır. Belki benim olduğum şaka programına denk gelirim. Daha değil, kimsenin evine girip o rezillerin istediği şeyi yapmayacağım. Evdeki tüm ışıkları açtım. Uyudum. Ertesi gün tekrar okula gittim. Şakayı bozmak için güzel kalabalık bir yer. Tüm sınıf arkadaşlarım bana gülerken, surat ifademi çekebilirler. Zil çaldı, eve dönerken yine aynı marketten bir şeyler aldım. Para yerine not bıraktım. Ev adresimi, telefon numaramı ve aldığım şeylerin listesini yazdım. Babam döndüğünde aldığım şeylerin parasını getireceğime dair bir not. Babam dönmedi. Annem birkaç günlüğüne benden kurtulduğuna seviniyor mudur? Niye beni seçtiler ki? O kadar farklı değilim. Komşularla konuşurum. Tamam okulda çok arkadaşım yok, aslında hiç yok ama sınıftakilerle bir sorunum da yok. Bir kaç gün daha böyle geçti. Kimse gelmedi, tek bir ses bile yok. Sonunda komşumuzun evine girdim. Camı kırmak zorunda kaldım ama bunu sonra düşünürüm hem bir şey çalmayacağım sadece televizyon izleyeceğim. Televizyonu açtım, karıncalar her kanalda karıncalar. Ertesi gün başka bir komşu yine aynı sonuç. Aynı gün uzaklardaki bir ev yine aynı sadece karıncalar. İyi şaka çok çok iyi. Başka bir marketten bir şeyler aldım ne param var bırakacak ne de halim var not bırakacak. Reziller, ağlayacağımı, çıldıracağımı düşünüyorsunuz değil mi? Hayır, yemeğimi yiyeceğim birileri gelirse de camlar ve yemek için özür dileyeceğim ve babam parasını ödeyecek. Sonra benden özür dileyecekler ve hepsinden nefret edeceğim, hepsinden tek tek nefret edeceğim. Kaç gün oldu bilmiyorum, kimse hala yok. Bugün son gün, yarın gidiyorum erkenden kalkacağım ve bisikletime atlayıp dağlara gideceğim bu paslı sokaklardan kurtulacağım. Niye bu kadar bekledim tam emin değilim ama yarın gideceğim. Çalar saatimi kurdum. Erkenden kalktım. Bisikletime atladım çantam yiyecek ve su dolu, bir iki parça da kıyafet. Öğlene doğru şehir sınırına geldim dağların bittiği yere. Şeytan haklıymış. Dağların ötesinde hiçbir şey yok. Truman’ ın çıktığı gibi bir kapı yok. Geri dönüyorum. Evet geri dönmeliyim. Şakayı bitirmek için daha iyi bir zaman mı olur, tam ben şehre döndüğümde herkes beni karşılayabilir. Nasıl bir yüz ifadesi yaparım acaba? Belki ağlarım, istedikleri bu değil mi; ağlamam.

Bitti.

Read Full Post »

Kurudum günlük, bittim tükendim. Nerede kaldığımı bile hatırlamıyorum. Sakıncalıyım yine bu aralar, yasaklı içeriğim mevcut. Erişim yasak bana. Ulaşabilen yok. Öyle işte. Hani bilmem bu günlük yazan adamların sorunu mudur? Belki de günlük yazmak adamı depresif yapıyor. Garip bir şekilde başkası bakınca depresyonda gözüküyorum ama benden daha fazla her boktan zevk alan yokmuş gibi yaşıyorum. O da bana öyle gözüküyor olsa gerek. Sabahları azımdaki kötü tattan, karın ağrılarından, acıyan gözlerden, o gözleri ovmaktan, daha kötü acıtmaktan bile zevk alıyorum. Alnımdaki terden, dolabımdaki katlanmamış kıyafetlerden, susuz kalmaktan böyle her şeyden zevk nasıl alıyorum lan ben.

Kısa keseyim kısa hikayeye geçeyim; kısa bir rüya ile başladı baktım rüyayı anlatamıyorum hissettirdikleri ile kısa bir hikaye yazayım dedim arkadaşa anlattım sonra ne anlattığımı da unuttum zaten yeteri kadar reaksiyon gelmedi. Arkadaştan değil benden gelmedi. Rüyalar böyle sıkıntılı olabiliyor bir keresinde. Tropik bir kumsalda belli bir sıra ile gelen insanlara iki farklı yemek satan satıcı ile ilgili bir rüya görmüştüm. O rüya öyle bir anlamlı öyle bir derin gelmişti ki bana sanki sanırsınız hayatın anlamını çözmüştüm. Lakin salakmışım. Neyse bu öyle hissettirmedi bu daha farklıydı ulan o kadar şey anlatabiliyorum lakin rüya anlatmayı biliyorum. Kestim.

Yine aynı kasaba, aynı insanlar aynı paslı sokaklar aynı tozlu binalar her şey aynı. Dağlar her yeri çevirdi. Çıkış yok buradan. Buradan sonrası da yok bu dağların ardı yok. Okuldan dönüyorum ev uzak değil ama yolu kısaltmak niyetim. Kestirmeden özel araziden geçiyorum. Büyük eski bir bahçe ölü içi çürüyen bitki artıkları ile dolu bir süs havuzu. Havuzun önünde Fransa dan gelen eski bir bina ama sıvaları ya döküldü ya da buraya hiç gelmedi. Bu kadar güzel taş bir binayı neden sıva ile kaplar ki insanlar. Zevksiz bir iki sahibin elinden geçmiş artık yalnızlıktan ölüyor. Seni anlıyorum. Çoğu zaman dikkat etmem ama binanın üst katındaki pencerede iki siluet. Bina gibi ölüler. Gözlerim oyun oynuyor değil mi? Hayalet gördüğünü söyleyen herkes anlatır; ” kafamı çevirdiğimde orada değillerdi”. Demek ki bunlar ölü değil hala oradalar. Kaçtım tabiki ne şeytan çiçeğini kokladım diye iki klasik bitirdim diye çocuksu korkularım olmayacak mı? Ölene kadar cesur mu kalayım. Ben Don Kişot değilim. Eve geldim bir süre belki de temelli yolu kısaltmayacağım. Ev aynı annem de babamı görmedim ama o da aynıdır. Ne değişir ki bu kasabada. Yemek yedim. Ne okuduğumu hatırlamıyorum. Ben o diğerleri gibi televizyon izleyip ertesi gün birbirine anlatacak çocuklardan değilim. Kitap okurum ve kimseye anlatmayacağım için unuturum. Kalktım kahvaltı yok, gerekli değil. Annem yok. Nerede. Babam gitmiş. Aynıdır herhalde. Hep aynı.

Bitmedi daha yazarım sonra.

Read Full Post »