Feeds:
Posts
Comments

Archive for the ‘Kısa yazılar.’ Category

001

Nereden başlasak, en iyisi bunu sormamak.

Güneye giden yolu çıkmak iki günlerini alacaktı hem uygun bir kervan olmaksızın gitmeleri mümkün bile değildi. Yolun kendisi ise haftalarını alırdı ki bu sadece siyah çölün sınırlarına kadar geçerliydi. Oradan ötesi için hem bir kervan bulmak mümkün değildi hem de izlenecek bir yol olmadığından ne kadar süreceği bile belli değildi . Tek umutları sir sarhoşun izini bulup takip etmek delice bir şey yapmadan önlemekti. Nisan bir süre boyunca yeterince yoğunlaşırsa sir sarhoşun yanına bir kapı açabileceğini düşündü fakat beceremiyordu. Daha fazla odaklandı, daha kuvvetli dinledi ve bekledi beklediki kapılar birbirine bağlansın ona da sadece çevirmek kalsın. Bir süre sonra bir şeyi yanlış yaptığını düşündü belki biraz daha güçlü olmalıydı ya da belki daha dikkatli belki de sabırlı mı ? Bazen bir şeylerin daha fazla ya da az olması gerekmez gereken bir şey yoktur o şey ne yaparsanız yapın ya olacaktır ya da olmayacaktır. Sonra Nisan ufak bir keşifte bulundu. Çoğu keşfin yapıldığı gibi, Bir yerden dikkatsiz bir dönüş ve okunacak iyi bir kitap. Merkez dünya Atlası bu aralar nisan ın favori kitabıydı, Sir sarhoş a yardım etmek ya da daha önemlisi eve dönmek istiyorsa daha fazla bilgiye ihtiyacı vardı. Gerçi onu eve götürecek bilgi ve malzemeler elindeydi. Kendi evlerine bir kapı açması için biraz odaklanması ve evini düşlemesi yeterliydi ama önemli bir nokta vardı. Evini ona hatırlatacak yani dünyasını sabitleyecek bir eşya ile temas etmedikçe o kapıyı açması mümkün değildi. Sırf bunu duyduğunda ne den sir sarhoşun yanına kapı açamayacağını anlamış olmalıydı aslında ama bu çok anlık ve o iki gün önceki pazar yerindeki karmaşadan hemen önce söylenmişti. Bu yüzden hatırlaması mümkün olmadı. Nsan ın yaptığı keşfe gelirsek ; kirli sakal ile birlikte köpek balıklarından kaçtıkları zaman nisan gittikleri yeri sadece orada hiç su olmamasını dilediği için gittiğini sanıyordu. Öyleydi de zaten ama orası Nisan ın bilmediği bir yer değildi. İşte atlasta tam karşısındaydı.Nisan ın üzerine çıkıp etrafı kontrol ettiği o yıkık duvarın resmi ve uçuşan tozlar; merkez dünya daki ilk yerleşimlerden biri olduğu düşünülen harabeduvar kalıntıları. Şimdi dilediği yere kapı açabilme yeteneği biraz şüpheli duruyordu. Peki kirli sakalın korumaları anahtarı ondan almak istediklerinde ne olmuştu ya da evlerinin bahçesindeki söğüt geçit nasıl açılmıştı. Eksik olan bi şeyler vardı ama yavaş yavaş toplayacaktı. Eh bir kısmı için çok beklemesi gerekmedi.İki gün nce pazar yerindeonu evine gönderecek anahtarcı etrafın güvenli olduğuna karar vermiş olmalı ki saklandığı yerden çıkıp nisan ile buluşmayı kabul etmişti; tabiki ufak bir ödeme sözü karşılığında. Nisan ın artık eve dönmek istemediğini yerine elindeki anahtarcılar ile ilgili bütün bilgiyi ve mümkünse kitapları satın almak istediğinde hem şaşırmış hem de rahatlamıştı. Eh bir kapı açması gerekmediği için rahattı bu günlerde kapı açanların başına neler geldiğini herkes biliyordu hele ki başka dünyalara kapı açanların başına. Anahtarcı yakındır bizleri de zindanlara atmaya başlarlar diye düşünüyordu. Neyse ondan kapı açmasını isteyen yoktu. Çocuğa bir şeyler anlatabilirdi, ne sorun çıkardı ki anahtarcı olmak daha yasadışı bir şey değildi hem çocuktan da bir şeyler öğrenebilirdi faydalı bir alışveriş hem de bunun için ödeme alacaktı. Eh bu son yaşanan olaylar hyatını kolaylaştırmıyordu. Sanki vebalıymış gibi ondan kaçanlar oluyordu; ne sanıyorlardı durmadan başka dünyalara kapı açıp buraya birilerini mi getiriyordu; sanki kolay bir işmiş herkes yapabilirmi gibi. Yılların çalışması gerekirdi hem sadece bu da yetmezdi iyi bir kilit ustasının yaptığı bir takım ve fazla fazla gereken sihir gücü üstelik bunlarda yetmezdi ama neyse kim anlardı ki onu bu velet mi. Hah ne gezer , gerçi o pazar yerinde olanları unutamıyordu. Gerçekten egon a kapı mı açmıştı hem tek kaşını oynatmadan hem anahtarı bile yoktu elinde yoksa var mıydı? Büyük ihtimal ile başka bir şey olmalıydı. Anahtarcı 20 yıldır egon a kapı açardı ve kolay bir iş değildi. Acaba yanlışlıkla o mu açmıştı kapıyı. Yanlışlıkla egona kapı açabilecek kadar büyün olsaydı baş anahtarcı olurdun saçma saşma düşünme diye kendine kızdı. Anahtarcı yaklaşık beş dakikadır kendi kendine mırıldanıyor sakalını iki parmağı ile tarıyordu. Nisan bir an için teklifini yükseltmesi gerektiğini düşündü gerçi kirli sakal yeterli olacağını söylemişti ama yeterince sikkesi vardı hatta fazlası bile bu paraları kervan başı muareden aldığı için hala kendini suçlu hissediyordu sadece bir paket jelibona 50 devenin yükü ile alınabildiği nerede duyulmuş ama el muare aynı düşünce de değildi ona göre inanılmaz değerli bir mal elindeydi ; nisan isteseydi 50 değil 100 deve verirdi. Nisan da anahtarcı gibi düşüncelere dalacakken kirli sakal ın kibar öksürüğü ile ayıldı. Tam fiyatı yükseltmek için ağzını açacakken Anahtarcı konuştu, Elimde bazı değerli kitaplar var, sana satabilirim. kitap başına 4 sikke isterim.Nisan olur diye kabul etti kirli sakal ın onaylar ifadesini görünce.

Aslında Kirli sakal ın kitapların fiyatından hiç haberi yoktu ama 4 sikke makul bir ücret gibi gelmişti. Anahtarcı atalyöden mezun olduktan sonra ders kitaplarını elinden bir türlü çıkarmamıştı ki şu an böyle yaptığı için şansına dua ediyordu. 10 15 kitabım var sana verebileceğim dedi anahtarcı. Nisan teşekkür etti kirli sakal onayladı, Zenginim artık diye sevindi anahtarcı , bu anlaşmadan sonra çocuk ne istese verebilirdi. O kitapların tümüne dahi bir sikkelik para ödemediğini düşündükçe daha da mutlu oluyordu şimdiyse 50 sikkeye yakın kazanacaktı. Suratındaki aptal gülümsemeyi silmeye çalışarak çocuğa ne isterse sorabileceğini yemek boyunca yanıtlayabileceğini söyledi

Read Full Post »

Fahişe

‘Sen sadece bir deliksin’, fahişelerin pek gururu yoktur derler ama bu laf çok acıtmıştı. Karşısındaki kötü bir adamdı; iyi bir müşteri, kötü bir adam. İyi para veriyordu. O gece peşinden koşması gerekecek yarakların sayısını bire indirecek kadar iyi para veriyordu. Biraz daha para verse başka birinin altına yatmasına gerek kalmayacak kadar ödüyor olurdu. Fakat gururlu fahişe o vücudu üzerinden attıktan sonra sabah olana kadar iki müşteri ile daha görüşecekti. Üstündeki adam yarağını amcığından çıkardıktan sonra fahişe kirlenmiş hissediyordu. Kariyerinde ilk kez bir yarak için para aldığında bile bu kadar kötü hissetmemişti. Adam kötüydü, tek açıklaması buydu. Adam o kadar kötüydü ki fahişeye de bulaştırıyordu. Adam çok para ödüyordu; fahişe ile konuşabilecek kadar çok. Genellikle fahişenin müşterileri ödedikleri para karşılığında aldıkları zamanı konuşmakla harcamazlardı. Konuşma isteyenler de fahişeden kafalarında yarattıkları kadının monologlarını duymak isterlerdi; ‘seni içimde istiyorum’ , ‘hiç böyle gelmemiştim’ , ‘beni sabaha kadar sik’. Kötü adam diyalog satın alırdı. Kötü adama cevap vermemek gibi bir şansı yoktu fahişenin çünkü her kötü gibi bu adam da iyi konuşuyordu. Fahişe istemeden içindekileri boşaltıyordu, halbuki bunu isteyerek adamın yapmasıydı normal olan.

Kendini çirkin, yaşlı ve kirli hissediyordu fahişe, kötü adamı dinledikçe. Oysa fahişe güzel ve gençti. En fazla aranan orospu oydu şehirde; istatistikler yalan söylemezdi. Kötü adam ‘çok güzelsin’ derdi, fahişenin çirkinliği tüm aynaları parçalardı. Kötü adam ‘benim ol’ derdi, fahişenin her hücresi korkudan titrerdi. Kötü adam onu sikerken o kadar kötü hissederdi ki ağlardı. Kötü adam da ağlardı fahişe ile birlikte. Fahişenin üzerinden kalkar, saçlarını okşardı. Fahişe dayanamaz banyoya koşar, kızıllık geçene kadar orada susardı. Çıktığında parası yatakta, kötü adam uzaklarda olurdu.

Birkaç gün sonra kötü adam tekrar arar fahişeye oteli ve oda numarasını ile saati söylerdi. Hep fahişeden önce orada olur, hep kötü şeyler söylerdi. Bir orospunun kalbini istediğini, ağlamamasını, orospuyu sevdiğini, tek bir sözcüğün tüm cevapları olacağını, bu gece ona sarılıp uyumak istediğini söylerdi kötü adam. Bir fahişeden istenmeyecek şeyleri isterdi kötü adam.

Fahişe kapıyı çaldı; açıktı. İçeri girdi ardından kilitledi. Adam hiç konuşmadı. Fahişe soyundu, yatağa uzandı. Adam fahişeyi yan çevirdi, kendine çekti. Kulağına tek bir kötü söz söylemeden alt dudaklarını araladı ve daha ıslanmamış dipleri zorladı. Farklıydı, bu akşam kötü adam iyiydi. Tek bir söz söylemeden fahişenin kuru kadınlığını tekrar tekrar yokladı. Defalarca tek söz söylemeden. Kötü adam fahişeyi tanıdıktan sonra ilk kez boşalıyordu o güzel orospunun amcığına. Ağlamıyorlardı; fahişe hayatındaki en derin orgazmı yaşıyordu. Dakikalarca tekrar tekrar boşaldı; kötü adamın sert organı hiç inmedi. Herşeyin sonunda ‘sen sadece bir deliksin’ dedi kötü adam, fahişenin canı acıdı. Kötü adam artık sadece bir adamdı, sonunda tüm kötülüğünü fahişeye bulaştırmıştı. Fahişe ‘benimle kal, hep’ dedi. Kötü bir fahişe oluyordu yavaş yavaş. Adam kıyafetlerini topladı, fahişeye gülümsedi; ‘kötü bir orospusun’ dedi. Adam banyoya girdi, suyun sesi duyuldu. Kötü fahişe korkuyordu, yatakta para yoktu. Kalktı banyonun kapısını çaldı, kötü adam konuşmadı, fahişe konuşmadı. Adam konuştu ; ‘peşimden gelmek için acele etme fahişe’. Kötü fahişe konuştu; ‘seni seviyorum’. Adamı bilekleri derin kesilmiş buldular, fahişeyi aramadılar.

Bitti.

 

Açıkçası bunu buraya koyayım mı yoksa koymayayım mı bilemedim bir sürelik tereddütten sonra koy gitsin dedim. Bunu ne için, neden yazdığımı bilmiyorum ama bu bir nefret yazısı değildi, kesinlikle değildi. Üzerinden uzun zaman geçti tam hatırlamıyorum ama farklı şeyler yazmak istiyordum galiba yani zaten sürekli olarak farklı tarzlar ve konular deneyerek bir şeyler bulmaya çalışıyorum. Zaten bu epey sık rastladığım bir konuydu diyebilirim başka yazarlar ve çizerlerin işlerinde; ben de kendimce bir şey yapmak istedim galiba. Açıkçası ne bok istediğimden emin değilim bir iki yıl oldu bunu yazalı. Sıkıcı bir mekanizasyon planlama dersinde yazdığım dışında bir şey hatırlamıyorum, o zaman yazdığım şey üzerinde hemen hemen hiçbir değişiklik yapmadan buraya koydum gitti.

Read Full Post »

Tut

Belindeki ağrı geçmiyorsa, sözün dinlenmiyorsa, her ses, müzik başını ağrıtır olduysa; tut ucundan kendinin kardeşim. Tut bir el at kendine. Yardım et, yardım al. Deneme tek başına altına girmeyi. Tut ucundan. Yardım et kendime. Tek başıma olmaz, tut ucumdan benim.

Read Full Post »

Aynadaki ben

Garip görünüyorum, dudaklarımın ucundan süzülen hava buğ bırakmıyor camın üzerinde. Tüm bedenimde ısrarcı bir acı yankılanıyor, kalbimin her atışında ve kanımın her çekilişinde orada olduğunu hatırlatan kendi ritmi olan bir acı. Biraz zaman verince unutacağım bir acı duyuyorum. Öyle isyan edilecek bir şey değil zaten şikayet edeceğim bir babası olan bedene sahip bir şey değil ki bu, benim bile varlığını inkar etmek istediğim bir şey bu. Doğrulmaya çalışıyorum. Bana bakıyor; ” o kadar da iyi bir fikir değilmiş değil mi” diye sırıtarak bana bakıyor. Konuşmuyor ama sesini herkes duyuyor. En azından artık onu herkes duyuyor. Derin kesilmiş bileğim, çirkin bir yırtık, kapanmayacak, dikilemeyecek bir parça. Tekrar doğrulmayı deniyorum. Başım dönmüyor ama sendelemeden duramıyorum. Eksilen kan tüm kaslarımı görevlerine devam ettirecek otoriteye mal oluyor anlaşılan. Düşüncelerim de kontrolden çıkmadan bir şeyler söylemeliyim, son sözler. Son sözler olarak hatırlanacak şeyler söylemeliyim. Bir iki damla kanın eksikliği değil beni güldürecek olan.

 

Sonra devam eder.

Read Full Post »

Pencere kenarı

Tozlu bir pencerenin kenarı, oturdum sandalyeye; bakıyorum beşinci kattan aşağıya. Ne kadar uyuduğuma şaşıyorum, neredeyse güneş batacak. Bir şeyleri unutmak istercesine uyumak bu mu? Deseler neden böyle yapıyorsun, sebebi ne? Bilmiyorum.

Aklıma annem babam geliyor, gece beni aramışlar, biraz önce onlarla konuştum. Dedem hastaymış, akşam yemeğini ağır kaçırmış. Annem bir yandan benimle konuşuyor bir yandan dedemin sırtını ovuyormuş. Babam demiş ki “ne yapıyor orada, o telefonu ne için aldı? Oraya gelirsem o telefonunu kırarım. Haytalığı serseriliği benimsemesin“ sinirliymiş. Galiba beni özledi.

Tozlu pencere kenarı, düşünüyorum; bu öğrenci evleri ne kadar pis oluyor? Evde gelen giden sayısı hiç az değil ama sanki herkes bu evde çok yalnız; bunu da biraz düşünüyorum. Masamda ufak bir küllük sebebini bilmiyorum ama ufak olması pisliğini azaltıyor nedense. Üç çakmak, biri ufak hani iki üç kere yaktıktan sonra gazı bitip atacaklarınızdan; herkes bu çakmaklar için böyle düşünür ama genellikle gazı bitmeden taşı bozulur. Sonuçta yine atmak zorunda kalırsınız ama beklediğinizden erkendir. Diğer ikisi resimsiz, düz, tek renk, hafif şeffaf olanlardan. Ruhsuzlar sanki basit insanlara benziyorlar. Tek işleri var o da yakmak, yanmak ya da yaşamak. İki eski anahtar, evin yeni anahtarlarını taktım anahtarlığa. Bu anahtarlar artık özgürler. Ne açacakları bir kapı ne de bağlı olacakları bir anahtarlık var. Yakında atarım diyorum ama kıyamıyorum sanki bana kaybettiğim bir iki duyguyu anımsatacaklar onun için tam önümde duruyorlar. Ufak olan anahtar diğerinin hafif üstünde duruyor ve ufak olan daha parlak. Ömürleri boyunca aynı anahtarlıkta sanki iki sevgili gibi. Dayanamıyorum onlara bakmaya ama kıyamıyorum da en iyisi onları bir kutuya kaldırmak gözümden uzak bir yere yine aynı şekilde ufak olan diğerinin üzerinde.

Read Full Post »

Diego

What the fuck is wrong with you? Are you fucking retarded?

Her sabah her sabah lanet çığlıklarla yabancı bir ülkede uyanmanın pisliği; kendin istedin. Her şey farklı ve uzak olsun senin ülkenden, insanlarından. Uzaklarda bir yerde olmanın en kötü taraflarından biri işte bu; insan normal konuşulanları, sakin diyalogları yabancı bir dilde dinlemeye alışıyor da kahkahalar arasındaki sözcükleri ya da kavgaya sıkışan küfürleri kendi dilinde duymak istiyor. Yazarın kabusu basmayan tuşlar, eksik çıkan harfler. Kim dönmek ister bir kez olsun yazılandan geriye; pişman olanlar belki ya da yanlış yazıldığını düşünenler. Her kelimede günah çıkarıyorken yanlış yazıldıysa da böyle olması gerekiyordu oldu diyen ben doğal olarak istemem ucuz dizüstü denen aletleri. Tükenmez bir kalem ve elimin terini emen bir kağıt yeter bana.

Read Full Post »

Doğum gününü bilmeyen kız.

Susamış biraz bilmeyen kız; küçük odasında pek eşyası yokmuş. Ufak bir yatak, bir iki elbise, iki tane askı, biraz dikiş malzemesi ve annesinden kalmış eski bir eşarp. Bunların dışında bir iki şey daha varmış ama bazıları eksik, bazıları kırık, bazılarıysa ne olduklarını kendileri bile bilmezmiş. Çok fazla bilmezmiş bilmeyen kız; bilmediklerini de pek sormazmış. Mesela babasını bilmezmiş; annesine sormazmış. Gerçi artık istese de soramazmış çünkü artık annesi de yokmuş. Merak edermiş etrafındaki insanlar; nasıl yaşarmış bu kız bu kadar az eşya ile bu kadar az insan ile ama bilmeyen kız dert etmezmiş; yaşarmış çünkü bir şekilde.

Basitliğini bilirmiş hayatın; yani iki elbisesi değil de bir elbisesi olsa yine yaşarmış ya da annesinden kalan eşarp hiç olmasa yine yaşarmış. Hayatın basitliğini bilirmiş ama karmaşıklığını bilmezmiş bilmeyen kız.

Bilmeyen kız doğum günlerini de bilmezmiş; bilmezmiş ama yaşarmış. Camın soğuk tarafından izlediği insanların neden mumları üflediğini bilmezmiş ama o buna kafa yormazmış çünkü bilirmiş mumların yenmediğini. Pasta ile güzel gidip gitmeyeceklerini; bunu merak etmiş bilmeyen kız; işte merak ettiği buymuş. Ama bunu da öğrenemeyecekmiş çünkü mumları pastadan çıkarmadan önce izlediği yerden kovalamış onu uzun boylu zayıf önlük giyen bir adam. Adam orada çalışıyormuş ve hafiften korkutucu bir tipmiş. Bilmeyen kıza öyle gelmiş en azından.

Aslında o kadar korkunç değilmiş korkunç adam ama bir kere adı öyle kalmış işte hikayemizde nasıl bilmeyen kız bir şeyler öğrendiği halde ismi bilmeyen kız kaldıysa korkunç adamın ismi de öyle kalmış. Korkunç adam kızın izlediği yerde camın sıcak tarafında çalışırmış ama çok kazanmazmış. Bilmeyen kızı arada oralardan geçerken görürmüş ama doğum gününü bilmeyecek bir kız olduğunu hiç düşünmezmiş; düşünse eğer belki de kıza “hey bekle orada” diye bağırmazmış. Belkide bilmeyen kız mumların ne için olduğunu bilse o da elinde bir tabakla ona doğru yaklaşıp bağıran bu adamdan kaçmazmış.

Kız kaçmış.

Köşeyi dönecek kadar uzağa kaçamamış; belki o kadar kaçabilseydi ona doğru gelen arabadan da kaçabilirmiş ama kaçamamış.

Doğum gününü bilmeyen kız susamış; odasında bir iki elbise, annesinden kalan bir eşarp ve iki askı varmış. Gözleri kapalıyken bunları görmüş. Küçük odasında ne kadar da az eşya varmış ve kimse yokmuş o odada. Korkunç adamın elindeki tabakta bir dilim pasta ve üzerinde yarısı yanmış bir mum varmış. Alevi titrermiş küçük kız odasını görüp ne kadar susadığını düşünürken.

Sonra bir rüzgar dönmüş kızın yattığı köşeden son defa titremiş yarısı yanmış mum ve sakince sönmüş.

-son-

Read Full Post »

Older Posts »