Feeds:
Posts
Comments

Archive for the ‘Serbest.’ Category

Fahişe

‘Sen sadece bir deliksin’, fahişelerin pek gururu yoktur derler ama bu laf çok acıtmıştı. Karşısındaki kötü bir adamdı; iyi bir müşteri, kötü bir adam. İyi para veriyordu. O gece peşinden koşması gerekecek yarakların sayısını bire indirecek kadar iyi para veriyordu. Biraz daha para verse başka birinin altına yatmasına gerek kalmayacak kadar ödüyor olurdu. Fakat gururlu fahişe o vücudu üzerinden attıktan sonra sabah olana kadar iki müşteri ile daha görüşecekti. Üstündeki adam yarağını amcığından çıkardıktan sonra fahişe kirlenmiş hissediyordu. Kariyerinde ilk kez bir yarak için para aldığında bile bu kadar kötü hissetmemişti. Adam kötüydü, tek açıklaması buydu. Adam o kadar kötüydü ki fahişeye de bulaştırıyordu. Adam çok para ödüyordu; fahişe ile konuşabilecek kadar çok. Genellikle fahişenin müşterileri ödedikleri para karşılığında aldıkları zamanı konuşmakla harcamazlardı. Konuşma isteyenler de fahişeden kafalarında yarattıkları kadının monologlarını duymak isterlerdi; ‘seni içimde istiyorum’ , ‘hiç böyle gelmemiştim’ , ‘beni sabaha kadar sik’. Kötü adam diyalog satın alırdı. Kötü adama cevap vermemek gibi bir şansı yoktu fahişenin çünkü her kötü gibi bu adam da iyi konuşuyordu. Fahişe istemeden içindekileri boşaltıyordu, halbuki bunu isteyerek adamın yapmasıydı normal olan.

Kendini çirkin, yaşlı ve kirli hissediyordu fahişe, kötü adamı dinledikçe. Oysa fahişe güzel ve gençti. En fazla aranan orospu oydu şehirde; istatistikler yalan söylemezdi. Kötü adam ‘çok güzelsin’ derdi, fahişenin çirkinliği tüm aynaları parçalardı. Kötü adam ‘benim ol’ derdi, fahişenin her hücresi korkudan titrerdi. Kötü adam onu sikerken o kadar kötü hissederdi ki ağlardı. Kötü adam da ağlardı fahişe ile birlikte. Fahişenin üzerinden kalkar, saçlarını okşardı. Fahişe dayanamaz banyoya koşar, kızıllık geçene kadar orada susardı. Çıktığında parası yatakta, kötü adam uzaklarda olurdu.

Birkaç gün sonra kötü adam tekrar arar fahişeye oteli ve oda numarasını ile saati söylerdi. Hep fahişeden önce orada olur, hep kötü şeyler söylerdi. Bir orospunun kalbini istediğini, ağlamamasını, orospuyu sevdiğini, tek bir sözcüğün tüm cevapları olacağını, bu gece ona sarılıp uyumak istediğini söylerdi kötü adam. Bir fahişeden istenmeyecek şeyleri isterdi kötü adam.

Fahişe kapıyı çaldı; açıktı. İçeri girdi ardından kilitledi. Adam hiç konuşmadı. Fahişe soyundu, yatağa uzandı. Adam fahişeyi yan çevirdi, kendine çekti. Kulağına tek bir kötü söz söylemeden alt dudaklarını araladı ve daha ıslanmamış dipleri zorladı. Farklıydı, bu akşam kötü adam iyiydi. Tek bir söz söylemeden fahişenin kuru kadınlığını tekrar tekrar yokladı. Defalarca tek söz söylemeden. Kötü adam fahişeyi tanıdıktan sonra ilk kez boşalıyordu o güzel orospunun amcığına. Ağlamıyorlardı; fahişe hayatındaki en derin orgazmı yaşıyordu. Dakikalarca tekrar tekrar boşaldı; kötü adamın sert organı hiç inmedi. Herşeyin sonunda ‘sen sadece bir deliksin’ dedi kötü adam, fahişenin canı acıdı. Kötü adam artık sadece bir adamdı, sonunda tüm kötülüğünü fahişeye bulaştırmıştı. Fahişe ‘benimle kal, hep’ dedi. Kötü bir fahişe oluyordu yavaş yavaş. Adam kıyafetlerini topladı, fahişeye gülümsedi; ‘kötü bir orospusun’ dedi. Adam banyoya girdi, suyun sesi duyuldu. Kötü fahişe korkuyordu, yatakta para yoktu. Kalktı banyonun kapısını çaldı, kötü adam konuşmadı, fahişe konuşmadı. Adam konuştu ; ‘peşimden gelmek için acele etme fahişe’. Kötü fahişe konuştu; ‘seni seviyorum’. Adamı bilekleri derin kesilmiş buldular, fahişeyi aramadılar.

Bitti.

 

Açıkçası bunu buraya koyayım mı yoksa koymayayım mı bilemedim bir sürelik tereddütten sonra koy gitsin dedim. Bunu ne için, neden yazdığımı bilmiyorum ama bu bir nefret yazısı değildi, kesinlikle değildi. Üzerinden uzun zaman geçti tam hatırlamıyorum ama farklı şeyler yazmak istiyordum galiba yani zaten sürekli olarak farklı tarzlar ve konular deneyerek bir şeyler bulmaya çalışıyorum. Zaten bu epey sık rastladığım bir konuydu diyebilirim başka yazarlar ve çizerlerin işlerinde; ben de kendimce bir şey yapmak istedim galiba. Açıkçası ne bok istediğimden emin değilim bir iki yıl oldu bunu yazalı. Sıkıcı bir mekanizasyon planlama dersinde yazdığım dışında bir şey hatırlamıyorum, o zaman yazdığım şey üzerinde hemen hemen hiçbir değişiklik yapmadan buraya koydum gitti.

Advertisements

Read Full Post »

İsviçreli fareler

Hayat da bir öğretmendir; okulumdaki insan olan öğretmenlerim gibi. Bir keresinde, tam hatırlamıyorum ama insanların öğrendikleri şeylerin üzerinden çok değil birkaç saat geçtikten sonra tüm öğrendiklerini unutabildiklerini fakat bunları hatırlatacak birkaç satır okuduktan sonra tüm öğrendiklerini uzun süreler hatırlayabildiklerine dair bir yazı okumuştum. Sıkıcı bir yazıydı ayrıca yarısı uydurmaydı. Ortada ne İsviçreli bilim adamlarının farelerle yaptığı deney sonuçları ne de Stanford’ lu bir grup psikologun yüzlerce insanla birlikte yürüttüğü bir araştırmanın ürünleri vardı. Bu yazıya inanmamın pek yolu yoktu ama ufak ufak tekrar notları ile tarih dersinden mükemmel notlar ile geçmem kabul edilebilecek bir şeydi. Sanırım bu sebep oldu sürekli yazmama yani belli bir yaştan sonra kendi kendime, kendimle düşündüm. Ben arada sırada kendi kendime kaldığımda kendimi karşıma alıp kendimle birlikte düşünürüm. Yaparım bunu. Kendimle baş başa olduğum o anda düşündüm. Hayatı bu kadar seviyorken bu işte nasıl bu kadar kötü olabilirdim. Biraz düşündükten sonra notlar almam gerektiğine karar verdim. Gerçekten yaptım bunu, yazıya dökmedim belki hemen hemen hepsini ama yazdım aklımı kenara. Ben aklıma yazmam, aklımı kenara alıp yazarım; bunu da yaparım. Bir süre sonra daha iyi anlamaya başladım hatta hayatta bocalayan arkadaşlarıma kopya vermeye başladım. Her zaman samimi değildim.

Bana soranlar oluyor; ne yazıyorsun diye. Not tutuyorum diyorum. Neyin notunu tutuyorsun diyenler oluyor; her şeyin diyorum. Niye diye soranlar oluyor; unutmamak için diyorum. Bu noktada çoğu kimse soru sormayı bırakıyor, ben de İsviçreli fareleri düşünüyorum.

Read Full Post »

Aman ne sandım, Tekirdağ’ ın üzümü salkım salkım. Gece geç olmuş, benim canımın çektiği şeye bak. Üzüm istiyorum. İri, kocaman kızıl üzümler üzerinde su damlacıkları. Hızlı hızlı yutacağım. Boğazımda kalacak kadar iri olanlarını çiğnemeden yutacağım. Çorabını giyip kırmızı hırkanın peşinden sahile inen bir insan vardı aklımda. Onun hikayesini biraz anlatmıştım, devam edeyim istiyorum. Bundan sonrası kurgudur. Gerçeklikle çakıştığı noktalar vardır ama üst üste binmez. Çoğu zaman sevmiyorum karakterlerin özelliklerini vurgulamayı ama başka bir hikayede de olan karakterler gibi genellikle aynı cinsiyetteler, zor olmalarını seviyorum ilişkilerin. Tam olarak doğru değil bu söylediklerim. Karşı konulabilecek düşünceler ama şöyle anlatayım. Karşı cinsiyetin ilişkilerini canlandırmak yeterince çırpındırtmıyor beni. Uğraşmak, sıkıntı yaşamak istiyorum karakterlerin sahnelerini hayal ederken. Bu açıklamayı aslında hiç yapmamam gerekiyordu belki ama bu konuda ben de pek düşünmemiştim. Bunu neden yapıyorum sorusunun cevabını kendime vermem gerekiyordu. Sebep doğurtmak, sonuçtan önemli şu anda. Çoğu insanın bunu kaçırdığını düşünmüşümdür hep; doğmak ölmekten daha karmaşık bana göre. Aslında insanların asıl cevap aradığı soru neden doğdum, ne işim var bu dünya da sorusu. Ne zaman, niçin, nasıl öleceğim sorusu zaman kavramının yarattığı korkudan ibaret. Bunları düşününce aslında insanlar benim istediğim soruya, sebebe önem veriyormuş gibi gözüktü. Yargıladım yine ben üzerinde fazlaca düşünmeden herkesi değil mi? Neyse önemi varsa da özür dilerim.

Kızıl hırka sallandı hafif rüzgar ve uzaktan ince gözüken kalçaların eteğinde. Tempolu yürüyüş şimdilik üşümem gerektiği hissini biraz uzaklaştırmış gibi. Sahile vardık, boş. Mesafemi kapattım. Belli fazla sahneden uzağım oraya yakışmıyorum. Fantezimde kızıl hırka yavaş tempo bana dönüyor; tanımadığı çehrenin sorularını soruyor, inanılmaz ortak noktalarımızı keşfediyoruz. Bir kahve ve ondan sonrasını hayal edemiyorum.

Read Full Post »

Tansiyon yükselince

Gece geç olmuş ama akan kan damarların duvarlarına sıkılmadan saldırıyor. Bipleyen bir aletin ekranında “tansiyon yükselmiş” yazıyor. Çevrede birkaç ses onaylıyor “tansiyon yükselmiş”. Takip eden saniyelerde sorun bulunduğu için çözümde geliyor; limonlu su geliyor. Daralmış damarlarımda durmak istemeyen o kırmızı sıvı sadece biraz aroma istermiş, hepsi bu. Düzeliyorum; oturmamı söylediler ki biraz internette dolaşarak edindiğim bilgilere göre doğru işlem buymuş. Yükselirse otur, düşerse uzan; amaç beyni korumak. Yıllardır düşünmediğim şeyleri ilk ayazı tadan ağustos böceği tadında düşünmeye başlıyorum. Kilo veriyorum, sigarayı bırakıyorum, spor yapıyorum, hayata pozitif bakıp yaşam şeklimi değiştiriyorum. Bunları yapmadan ölmüyorum, bunları yaparsam zaten hiç ölmüyorum. Biraz duruyorum etraftaki sesler susmuş. Ayaz çıkmış, üşümüşüm. Ürperiyorum, “Azrail dokundu” diyor beynim. Kışı seviyorum.

Read Full Post »

Kaldığımız Yerden

Ayıp, yaptığıma söylenecek şey budur. Tembellik sebebi, sonucu ise ayıp. Önemli mi? Değil, buraya yazarken kimseyi bırak kendime karşı bir sorumluluğum olmadığına karar vermiştim. Ayıp olan kısım, hiç yazmamış olmam. Kağıttan, kalemden uzak durmuş olmak, sorun olan kısım bu. Düzen istiyorum ama olmuyor. Hayat süpürgesini eline almış önüne kata kata süpürecek beni bir köşeye. Sağlık sorunları, eğitim sorunları, ekonomik sorunlar filan, bana bildiğin düzgün bir hükümet lazım. Onu yaratacak düşünce birliğine de sahip değilim; neyse öyle işte. Bacağım çok sızlıyor, valla düşüncelerimi toplayamıyorum. Neyse ben kaçayım oturamıyorum, durduğum yerde. Bir anlık kafamı çıkardım nefesimi aldım şimdi yine karanlıklara batıyorum derinlere, hareketsiz soğuklara; devam ederiz bir ara kaldığımız yerden.

Read Full Post »

Hadi yazalım.

Öncelikle ilk yazı merhaba demek için filan değil. Adetlere uymak istemiyorum. Farz edin bu yazı elveda yazısı. Olurda bir gün sıkılır; bırakırsam yazmayı bu yazı onun içindir. Öyle çok imla kurallarına uyan noktaya, virgüle fazla takılan biri değilim. Ben de insanım, kolayına sık sık kaçarım. Doğru mu yazdım, yerinde mi kullandım, yanlış mı biliyorum diye fazla düşünmemeyi planlıyorum. Çok rahatsız olduğunuz bir şey olursa bildirirsiniz; gerekli görülürse ilgilenirim.

Teşekkürler.

Read Full Post »