Feeds:
Posts
Comments

Archive for the ‘Çatlak’ Category

Çatlak 01

–          cinayete şahit olur ya da cinayeti önler

–          artık resmi olarak yaşamıyordur

–          aleyhe tanıklık için tek bir koşulu vardır.

Kafamda olanlar bunlar, şimdilik tek tek sahne sahne yazmak istiyorum. Farklı bir deneme olacak; yeni gelecek yazılar olduğunda devam hissi vermeyebilir belirteyim; sahneler arasında zaman ve diyalog atlamaları olabilir; geri dönüşler olacağını pek sanmıyorum ama söz vermeyeyim; belki bazı sahnenin üzerinden tekrar geçmek isterim; alternatif bir şey olabilir neyse bu serinin ilk yazısı olduğundan şimdilik böyle bir sıkıntı yok. Ha bunu niye yazdım kendime hatırlatmak için yok vakit gelirse fikir değiştirmeyeyim ilk düşünceye sadık kalayım. Yani kısacası bu hikaye sıçramalı bir hikaye olacak; sıçramalar ne kadar zaman veya ne tür bir mekana uzanır bilmiyorum ama olacak. Yapmak istediğim okuyanın araları doldurması yani çoğu anime ve mangada ekonomik sebeplerden yapılan finali; karakterlerin geleceğini; ne oldu sorusunu sizlere bırakıyoruz şeklinde yapılan son olayını tüm hikayeye yaymak.

———————————————————

— Gerçekleri söylesek olmaz mı?

—Bakın bayım gerçekten vaktim çok kısıtlı buraya kadar gelmem bile mucize diyebilirim üstelik bu kadar az şey konuşmuşken.

—Tamam, tamam anlatıyorum…

— Anlıyorum her şeyi söyleyemezsiniz ama bana bildiklerimin dışında başka bir şey anlatmadığınız sürece burada oturmanın bir mantığı yok.

— Tamam, tamam sakin olun önce bir yudum daha alın ve demin söylediğiniz şeyi tekrar söyleyin ki ben de yanlış duymadığıma emin olayım.

— Ben…

— Gerçekten gördünüz mü gerçekten kendisini gördünüz mü?

— Evet, be adam

“ Daha fazla konuşmayın arabanızı ben alıyorum siz de benimkini; bu kağıdı alın bu adres bir arkadaşımın evi kendisini arayacağım ve sizi bir süreliğine ağırlamaktan memnun olacaktır. En kısa sürede savcı ile görüşüp sizi daha güvenli bir yere aktarmalıyız. Anlıyorum ama böyle bir olaya şahit olduktan sonra nefes almaya devam ettiğiniz için bile şanslısınız Gerçekten ucuz atlatmışsınız gerçi daha atlattığınızı söyleyemem ama bana güvenmelisiniz sizin durumunuzda olan insanlarla tanıştım dikkatli olanları hala yaşıyorlar eski hayatlarını değil ama sonuçta hala yaşıyorlar.”

————————————————–

Hep düşünürdüm bir insanın hayatı birden bire değişebilir mi? Hani basit bir şey mesela bir film sahnesi ya da bir söz ile. Bilmiyorum, bir keresinde bir komşumuzu arı sokmuştu ve ondan sonra adam işini bırakıp arıcılığa başlamıştı. Arada bize kocaman bir kavanoz bal hediye ederdi ve ne kadar çok arının öldüğünden bahsederdi. Yani tamam bu adamın tüm hayatı değişmemişti; sonuçta ailesi hala yanındaydı ama kim bir arı soktu diye yıllardır çalıştığı işini bırakıp bir arı çiftliği kurar ki?

Hayat ile hep gergin bir ilişkimiz olmuştu. Mesela ben bir olayı mantıksız bulursam o çeşitli örneklerle beni yıldırmaya çalışırdı ve bir adamın arı çiftliği kurup ölen arıları sayması bana çok mantıksız geliyordu. İşin garip tarafı bu sefer ben haklıydım. Başka benzer örnekler çıkmıyordu arı sokması gibi. Aç bir kardeş, televizyondaki bir program, annesinden gelen bir telefon insanların hayatını birden bire değiştirmiyordu. Bu akşama kadar en azından böyleydi.

Annem yakınlardaki bir hastanede hemşirelik yapıyor. Genellikle bize pratik bir şeyler hazırlayacak vakti olur ama telefondaki sesi aksi yönde bilgi veriyordu. Akşama hastanede kalması gerekebilirmiş. Çöpü atıp, hazır yiyecek bir şeyler almam iyi olurmuş ayrıca gece geç saate kadar oturmama izin yokmuş ve bunun gibi beş on madde daha.

En iyisi hemen çöpü çıkarıp yiyecek bir şeyler almak. Kız kardeşim Lil dünyada görüp görebileceğiniz en tatlı kızlardan biri olabilir hatta kendi sınıfındaki oğlanların yarısı ve diğer şubelerdeki oğlanların büyük bir kısmı kendisine deliler gibi aşık olabilirler. Tüm öğretmenleri ondan çok zeki, çalışkan, terbiyeli küçük bir hanımefendi diye bahsedebilirler. Aslında belki ben de kendisiyle aynı odayı, aynı evi paylaşmıyor olsaydım ben de kız kardeşimi küçük terbiyeli bir melek olarak görebilirdim. Fakat, ne yazık ki kendisi şeytanla anlaşırken bizzat oradaydım. Daha da garip olansa küçük sivri boynuzlar ile kuyruğu bir tek benim görüyor olmamdı.

Hemen yiyecek bir şeyler ayarlamalıydım yoksa Lil bütün akşam tüm enerjisini beni rahatsız etmeye yöneltebilirdi ve ben bu akşam bunun olmasını, “çatlak dedektiflerden” başka bir şey ile uğraşmayı hiç istemiyordum.

Çatlak Dedektifler her cuma akşamımı diğer akşamlardan daha mükemmel, çok güzel hatta hafif çatlak hale getiren; benim yaşımdaki bütün gençler için tam bir hararetli muhabbet konusu olan süper bir dizi. Eski bir dedektif; ailesini feci bir kazada kaybetmiş ve tüm suç mafya ile anlaşan eski ortağının. Üstelik akli dengesinin yerinde olmaması ile suçlanıp akıl hastanesine kapatılmış ama her işte bir hayır vardır değil mi? Yeni ortağını da bu tımarhanede buluyor. Tamamen gizemli biri ve tam bir kaçık bazen öyle şeyler yapıyor ki kimse neden olduğunu anlamıyor ortağı bile. Ama en sonunda kötü adamları haklamasında bizim dedektife yardımcı oluyor. Onun adı Waltz tam bir deli ve benim favori karakterim. Waltz’ ın dediği gibi; “beni korkutan kötü adamları çok fazla olması değil iyi adamların yeterince deli olmaması.

Acele etmeliyim sadece hamburger alırsam Lil huysuzluk yapar. Bir şeyler hazırlayacakta benim vaktim yok. En iyisi pizza sipariş etmek; evet iyi fikir ama pizzacının telefonunu bilmiyorum. Aslında yakın sayılır hem pizzacıda çok tatlı bir kızın çalışmaya başladığını duydum; bir göz atmakta sorun olmaz sanırım.

–          Duble peynirli, acı sos ve mısır olmasın lütfen.

Dedikleri kadar güzel bir kız değilmiş belki de bu o kız değildir. Gümüş rengine yakın sarı saçları olduğunu söylemişlerdi bana pek öyle gelmedi. Erkekler abartmaya bayılırlar bir kızdan hoşlanmasınlar çok rahatlıkla iki ufak kanat ekleyip, kendisini güzel bir peri hatta tanrıça ilan edebilirler. Gerçi kız o kadar çirkin değildi ama biraz asık suratlıydı aslında pizzacıya ait değilmiş gibi duruyordu.

Siparişimi aldı suratıma bakma ihtiyacı hissetmemişti. Yani tamam biraz güzeldi ama suratıma bile bakmayacak kadar kibirli olmasını gerektirecek bir güzellik değildi. Elimde fazladan iki kanat olsa yine sana hediye etmezdim. Sanırım bunu sesli düşünmüştüm çünkü siparişime bir şey eklemek istediğimi sanıp bana doğru dönmüştü ve her saniye büyüyen gözlerle bana bakıyordu. Sanki bir hayalet görmüş gibi ve kuvvetli bir çığlık attı. Hadi ama canım o kadarda korkunç bir tipim yok. Enseme kuvvetli bir darbe geldi soğuk, sert bir şey. Düşüyorum bayılmak üzereyim, hayır bayılamam…

(not: Buraya uygun bir iki cümle)

Birilerinin burada iyi adamlara ihtiyacı var ve benden başka iyi adam yokmuş gibi gözüküyor. Yardım çağırmalıyım; polisler evet polisler. Bir dakika bana vuran adam bir polis. Kız kaçıyor, arka tarafa doğru; polis tabancasını çekiyor. Aman tanrım kendime gelmeliyim.

Silah bir silaha ihtiyacım var ama nerede? Yardım etmeliyim; kızı kurtarmalıyım.

Kaç. Kaç. Kaç. Hemen kaç… Sus yalvarırım sus. Kaç hemen kaç; kızı kurtaramazsın. Kaç hemen şimdi kaç.

Pizza yemek istiyorum, çatlak dedektifleri izleyip yarın arkadaşlarımla Waltz’ ın numaralarını tartışmak istiyorum. Çok fazla şey mi istiyorum?

Elimde lanet kalın bir sopa, vay canına bu hamurları açtıkları şeyler gerçekten ağır oluyormuş. Acele etmiyorum tıpkı bir profesyonel dedektif gibi izim üzerindeyim ve polisin peşinde olduğumdan haberi bile yok. Kızı görüyorum hala pek güzel gözükmüyor ama şapkası düşmüş, saçları gerçekten gümüş rengi gözleri korkuyla dolu ama hala o kadar güzel değil.

Ağlıyor hala pek tatlı değil. Polis kıza bir şeyler söylüyor. Tam göremiyorum ama silahını ona doğrultmuş. Zavallı kız yere düşüp geriliyor, polis gülüyor. Yaklaşıyorum ama aradaki mesafe kısalmıyor. Merdane mi diyorlardı bu elimdeki şeye? Evet, sanırım; ya arkasını dönerse. Hayır, kaç oğlum seni fark etmedi, hadi kaç evine git. Sanırım bu akşam eve gitmeyeceğim. Kız beni fark etti. Sakın, sakın bana bakma; ağlamaya devam et. Ah seni aptal…

Koşarak iki üç adım ama mesafe kısalmadı; polis arkasını dönüyor ve bam. Öldüm mü ölmüş olmalıyım ama başımın arkası hala acıyor. Ölmedim mi? Tanrım ölmek üzereyim bari Cuma akşamı değil de cumartesi akşamı olsaydı. Kimin lanet fikriydi pizza yemek? Ah evet annem aradı, kaçık dedektifleri kaçırmamak ve aç kız kardeşime bulaşmamak için pizzacıya gittim ve hayatım değişmekle kalmadı son bulmak üzere. Keşke beni de arı soksaydı.

Pizzacıda güzel olduğunu söyledikleri çirkin bir kızla karşılaştım aslında şimdi yakından bakınca o kadarda çirkin gelmedi. Belki bu kadar korkmuş ve telaşlı bir şekilde beni sarsmasa daha güzel gözükebilirdi. Evet, yakından bakınca… Aman tanrım ölmedim hahaha ölmedim hatta belki de pizza yiyemem ama hamburger ve kola ile de çatlak dedektifleri pek ala izleyebiliriz. Gerçi Lil biraz homurdanır ama idare ederim. Kız suratıma bir tokat attı; vay canına iyi ses çıktı.

–          Haydi, kalk hemen buradan kaçmalıyız.

–          Evet, kaçmalıyız peki polis, polise mi gitmeliyiz yani bize saldıran bir polisti değil mi?

–          Ayağa kalk bir yerine bir şey olmadı değil mi? Hadi acele et.

Polis yan düşmüş baygın yatıyordu. Ölmemiştim ama sanırım bir polis memurunu öldürmüştüm ama kapıya doğru sürüklenirken sanki kıpırdar gibi olmuştu ya da ben titrediğimden bana öyle gelmiş olabilir. Garip, bu sokakları hiç hatırlamıyorum yani doğduğumdan beri bu şehirde yaşıyorum ve bu sokaklardan geçtiğimi hiç hatırlamıyorum. Daha sakin olmalıyım. Olanları yavaşça düşünüp şimdi ne yapmamız gerektiğine karar vermeliyim. Evet, öncelikle bu akşam sanırım pizza yemiyorum; tamam sorun değil. Önce polisi aramalıyız sonra belki annemin haberi bile olmadan eve dönebilirim. Yeterince şanslıysam çatlak dedektiflerin sonuna bile yetişebilirim. Oldukça basit öncelikle bir telefona ihtiyacımız var. Bu sokakları çok iyi bilmiyorum ama o kolumdan tutup beni de peşinden sürüklediğine göre biliyor olmalı. O da zaten bir telefon kulübesi arıyordur değil mi?

Okulda da böyle koşabilsem bütün spor derslerinde hep birinci olurdum ama her ders için bir polise saldırmam gerekeceğinden herhalde hocalar pek hoş karşılamazdı.

Aniden durduk, telefon kulübesi mi? Hani nerede? Göremedim, neden durduk ki? Çantasını karıştırıyor.

–          Vay canına cep telefonun mu var?

–          Evet, ne olmuş?

— Hayır, sadece madem telefonun vardı neden bu kadar koşmak zorundaydık, hemen polisi arayamaz mıydın?

—Aptal mısın yoksa kafana çok sert mi vurdular?

—Bilmiyorum hala biraz acıyor, hadi polisi ara. O adamı ağır yaralamış olabilirim.

—Polisi filan aramıyorum.

—Evet, önce acil servisi aramak daha mantıklı.

—Bize saldıran bir polisti yani rozeti filan vardı, görmedin mi? Polise güvenemeyiz.

—Mantıklı peki sana nasıl güvenebiliriz, yani polise değil de niye sana güvenmem gerektiğini mümkünse açıklayabilir misin?

— Şşşşhh, Bay Burton beni buldular hayır iyiyim ama babama ulaşmalısınız; metronun dört sokak ötesindeyim. Tamam, Bay Burton sanırım yapabilirim. Metroya vardığımızda sizi tekrar ararım.

— Polisi aramıyoruz. Tamam öyleyse metro benim evime biraz ters kalıyor, iyi akşamlar tanıştığımıza memnun oldum.

— Metroya gitmiyoruz; geri dönmemiz gerek.

— Evet metro zaten evime ters kalıyor.

Advertisements

Read Full Post »