Feeds:
Posts
Comments

Archive for the ‘Terk kıta’ Category

Terk kıta 01

Üç kıtanın, beş yönün üstünde bir adamdı o. Sekiz yaşındayken babasını elleri ile öldürmüş taht için savaşan dokuz kardeşi ile aynı anda düello edip tek bir hamle ile hepsini haklamıştı. Gücü o kadar tartışılmazdı ki öldükten sonra bile onu tahttan ayıramamışlar ve öylece gömmek zorunda kalmışlardı bu hikayeden dolayı sonradan kendisine ölümün ötesinden hükmeden anlamına gelen Mortula lakabını yakıştırmıştı Terk kıtanın halkı. Terk kıta ya da eski ismi ile eski kıta ya da ondan önceki ismi ile çok daha eski kıta.

Buranın toprakları zamanında zengin kralları Mortula gibi kudretliymiş ama Berk kıta ya da yeni ismi ile yeni kıta ya da daha yeni yeni söylenen ismi ile yepyeni kıtanın keşfi ile buranın topraklarının o kadar da zengin olmadığın farkına varmışlar.

Ayrıca oranın krallarının da buranın kralları kadar kudretli olmadığının da farkına varmışlar. Söylentilere göre demoktasi isimli garip bir şey varmış yepyeni kıtada. Bu demotasi denen şey, tüm halkın kraldan kudretli olduğunu düşündürtüyormuş oralarda. O denoktasi denen şey buralarda olmadığı için herhalde, ben şimdiki kralımız yedinci Mortula ile kimi kıyaslarsam kıyaslayayım kesinlikle sonuç değişmiyordu. Hep o kazanıyordu. Gerçi berber Deppol oldukça kuvvetliydi. Bir keresinde dört un çuvalını sırtladığını görmüştüm ama o da kılıç kullanmayı bilmezdi. Belki burada da deoktasi denen şeyden olsa bir şansı olabilirdi.

Kudretlilerin kudretlisi ilk Mortula tahtı ile birlikte gömüldüğünden beri terk kıtanın krallarının tahtları ile birikte gömülmeleri adetten olmuştu ve bu adeti en seven kişi de terk kıtanın en tanınmış marangozu ve ince resim işçisi olan efendimdi. Bir taht yapmak demek; bir yıl boyunca su yerine şarap içebilmek demekti ki bu efendime göre bir yıl boyunca sınırsız ilham demekti. Her sabah işittiğim gibi “eğer yeteneğin elinden alındıysa emekli ol, eğer ilham perin kaybolduysa bir bardak şarap iç. Testiler boşaldığında hala dönmemişse …” genellikle sabahüstü uykusu için burada susardı.

Onun sessizliği benim için çalışma vaktinin başlangıcı anlamına gelirdi. Önce kahvaltı, ince bir dilim ekmek benim için, kalın bir dilim efendiye; yanına biraz peynir ve mevsimine göre taze ya da kurutulmuş üzüm. Ardından dünün talaşları ve tahta parçaları bir köşeye süpürülecek, ufak motiflerin ince boyaları yapılacak; kırmızı, yeşil, sarı bazen toprak rengi ve genç kızlar için hafif leylak tonları. Bütün kamalar, testereler, bıçaklar, çakılar, deliciler, kazıyıcılar ve birkaç metal parça daha. Kısacası marangozun çocukları sivriltilecek, parlatılacak, keskinleştirilecek ve sıraya konulacak ki ilham perisi geldiğinde hepsi hazır olda bekliyor olsun. Bunlar ve benzeri ufak tefek işler halledilecek.

Arada marangoza farklı yerlerden işler gelirdi, başka ülkelerden, başka ilham perilerinin işleri. Tamir, boyama ve böyle şeyler için. Bir keresinde müzikli bir sandık geldiydi daha doğrusu usta öyle olduğunu söylemişti. Dediğine göre yeni kıtadan tanıdığı bir marangozun işiymiş; çok güzel şarkı söyleyen bir karısı varmış ve sonsuza kadar ona şarkı söylemesi için onu bu sandığa kapatmış. Sonra bu sandığı bir şekilde bir tüccar ele geçirmiş ve bizim buralardaki bir zengine satmış. İlk günlerde çok güzel şarkı söyleyen kadın artık garip uzun iniltiler çıkarıyor, çığlıklar atıyormuş. Bu sebeple ustama bir bakıp yardım etsin diye getirmişler. Ustam onlara yardım edemeyeceğini güzellikle anlattıktan sonra sandıktaki kadını bir şifacıya göstermelerini tavsiye etmişti. “Belki zavallıcığın sürekli şarkı söylemekten boğazları şişmiştir” diye de fikrini belirtmişti ama bence en başından yeni kıtalı marangozun karısını kutuya kapatma sebebi buydu kim durmadan ağlayıp çığlık atan bir kadınla evli olmak isterdi ki.

Advertisements

Read Full Post »